ahkamul kuran


AHKAMU’L KUR’AN TEFSİRLERİ

       Alışılagelmiş Kuran tefsiri geleneğinden farklı olarak ahkâm ayetlerine ve ayetlerle gelen ya da geldiği düşünülen hüküm ve meselelere odaklı tefsir geleneğine ve bu geleneği oluşturan kitaplara verilen addır. Gerçekten de genel tefsir kitaplarından farklı olarak bu türde yazılmış kitapların yazarları kitapların başlığı yazarına, memleketine (örnek Kurtubî  ) nispet edilmemiş, ya da en azından kitaba daha dikkat çektirecek ifadeler verilmemiş (envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl gibi) hepsi de ahkâmu’l-Kuran ismiyle anılmıştır.

                                                I.      Başlıca Ahkâmu’l-Kuran Eserleri

A.   Şafii, Muhammed b. İdris (ö204/820)

    Genç yaşta yetim kaldı. Fakat kureyşe mensup olması ve ilme olan insiyakı sebebîyle kısa zamanda ilim çevrelerinde kendine yer edindi. İmam malikten muvattayı okudu. Bağdat ve Hicaz fıkhını bünyesinde mezcetti. Kısa zamanda ilimde kendini temayüz ettirdi. Maddi anlamda birçok zorlukla karşılaştı. Sonrasında yemene gitti. Oradaki kurulu düzenin çarklarının dönmesine müsaade etmediği için halifeye hakkında asılsız iddialarla şikâyet ulaştırıldı. Fakat hakikat bir vesileyle ortaya çıkınca Şafii devlet görevini bıraktı. Mekke’de ders vermeye başladı. Birçok âlim ondan istifade etti.

 

 

Başlıca öğrencileri

·  Ebû Yakub Yusuf b. Yahya el-Buveydî (ö. 231)

·  Ebû İbrahim İsmail b.Yahya el-Müzeni (ö.266)

·  Ebû Muhammed er-Rabî’ b. Süleyman b. Abdilcebbar el-Muradî (ö.270)

·  Harmele b. Yahya b. Harmele (ö.266)

·  Muhammed b. Abdillah  b. Abdilhakem (ö.268)

 

 

 

B.   Cassas, Ebûbekir Ahmed b. Ali er-Râzî (ö370/980)

Kendi çağında Hanefi mezhebînin imamıydı. Bağdat'ta oturuyordu. Kendisine kadılık teklif edildiği halde kabul etmemiştir. Başlıca hocaları

·  Ali Ebî Sehl ez-Zeccâc

·  Ebû Hasan el-Kerhi

·  Ebû Saîd el-Berde’î

·  Musa b. Nasir er-Râzî[1]

Cassas ahkam ayetlerini tefsir edere usul ve füru meselelerine, bunlarla ilgili sahabe ve tabiin görüşlerine, mezhep ihtilaflarına, tarafların delillerine geniş ölçüde yer vermekte, sonunda Hanefi mezhebînin görüşlerini nakli ve akli delillerle savunmaktadır. [2]

 

 

 

 

 

 

 

C.   Kiya el-Harrasî, ebû’l-Hasan İmadüddin Ali b. Muhammed et-Taberî (ö.504/1110)

Aslı horasanlıdır. Sonradan Nisabur’a gitmiştir. İmamu’l-Haremeyn Cuveynî den fıkıh tedris etmiştir.

İmam Şafii’nin Beyhakî tarafından derlenen ahkâmu’l-kuranı ahkâm ayetlerinin tamamını ihtiva etmediği için bu eser Şafiilerce en önemli fıkhî eser olarak kabul edilmektedir.  Ayetler tefsir edilirken öncelikle muhtemel manalar üzerinde durulmuş ve bazı kelimelerin sözlük anlamları açıklanmıştır. Bu açıklamalar yer yer Arapça dilbilgisi kaideleri ve şiirlerle de desteklenmiştir. Ayrıca nasih ve mensuh ayetler zikredilmiş, nüzul sebepleri ve konu ile ilgili hadisler nakledilmiştir.[3]

 

D.  İbnü’l-Arabi, Ebûbekir (ö.543/1148)

Kuranı kerimin tertibine uygun olarak, içinde ahkâm ayeti bulunan 108 sureyi ele almakta ve bu surelerdeki 852 ahkâm ayetini teker teker açıklamaktadır. Müellif ayetlerden hüküm çıkarırken lügate, sünnete ve sahabenin tatbikatına dayanmaktadır. Sünnete başvururken cerh ve tadil noktasından rivayetleri dikkatle değerlendirir, zayıf hadisleri kullanmamaya dikkat eder.[4]

 

E.   Et-Tahâvî, Ebû Cafer Ahmed b. Muhammed b. Selâme el-Ezdî  (ö.321/933)

Tahâvî mısır’ın Taha köyünde ilim, edebîyat ve erdemliliğiyle bilinen bir ailede doğdu. Babası şiirleri ve okunuşlarını bilirdi. Oğlu Tahâvî kendisine bir şiir getirdiğinde onu düzeltip tamamlayabilecek derecede edebîyata dair teorik ve pratik bilgi sahibiydi. Tahavi’nin dayısı Şafii fıkhına büyük derecede hâkimdi. Ailesi de Şafii mezhebîndendi. Tahâvî fıkıh bilgisini ilerlettikçe ilmi genişleyip eski ve yeni meselelerle daha çok karşılaşınca Şafii ve Hanefi mezhebî arasında gelgitler yaşadı. Dayısının yanında açlığını gideremedi. Ömrünün erken yıllarında Hanefi mezhebîne geçti. Muhtasarında daha çok Ebû Hanife’nin görüşlerini serdetti.

 

Kendisinin ilim tahsil ettiği insanlardan bazıları

1-Ahmed b. İmran el-Kâdî

2-Bekar b. Kuteybe Ebû berke el-Bekravi

3-Cafer b. Muhammed b. Hasan el-Feryabî

4-Hasan b. Nasr b. el-Mearik

5-Hallad b. Muhammed el-Vasitî

6-Davud b. İbrahim Davud Ebû Şeybe el-bağdadî

7-Rabî’ b. Süleyman el-Cîzî

8- Abdullah b. Ebî Davud Süleyman b. El-Eşas es-Sicistânî

   Kendisinden ilim tahsil eden insanlardan bazıları

1-Ahmed b. İbrahim b. Hammad

2-Ahmed b. Hasan b. Sehl

3-İbn Hüşşab olarak da bilinen Darakutni’nin şeyhi olan Ahmed b. Süleyman b. Ömer el-bağdadî

4-İsmail b. Ahmed b. Muhammed b. Abdilaziz, Ebû Said el-Curcânî

5-Süleyman b. Ahmed b. Eyyub b. Et-Taberânî

 

 

Tahâvî’nin ahkâmı birkaç yönüyle diğerlerinden ayrılır.

1- Eserini fıkıh başlıklarına göre tertip etmiştir. Kitabu’t-tahare, Kitabu’s-Siyam vb.

2- Ayetin zahiri manasını Batıni manasından önce değerlendirmiş ve uygulamaya koymuştur.

3- Ayetin umumi manasını özel manasından önce zikretmiştir.

4- Ayetin nasih ve mensuhunu açıklamaya özen göstermiştir.

5- Farklı kıratları göstermeye özen göstermiştir.

6- Müteşabih ayetleri muhkem ayetlerle açıklamıştır.[5]

F.    Diğer Belli Başlı Ahkâmu’l-Kuran Eserleri

1.     Şeyh ebi’l-Hasen Ali b. Hacer b. İyas es-Sa’di (ö.244)

2.     Ebû İshak İsmail b. İshak el-Ezdi el-Basrî (ö.282)

3.     Ebû’l-Hasen Ali b. Musa b.  Yezdâd el-Kummî (ö.305)

4.     Muhtasar Ahkamul Kuran, kadı ebî İshak İsmail (ö.344)

5.      Şeyh Abdulmün’im b. Muhammed b. Abdurrahim b. Muhammed el-Gırnatî (ö.599)

6.     Telhisu Ahkamil kuran, Cemal b. Es-Serrac Mahmud b. Ahmed el-Konevi (ö.771)

7.     Ahkamul Kuran li ebî Bekîr

8.     Tefsiru ayâtil-ahkâm, Muhammed b. Ali es-Sâyis (ö.1953)

9.     Tefsiru ayâtil-ahkâm, Menna’ el-Kattân (ö.1964)[6]

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Cassas, Ebûbekir Ahmed b. Ali er-Râzî (ö370/980), Ahkâmu’l-Kuran Dâru’l Kutubi’l İlmiyye Beyrut Lübnan, tarihsiz

[2] D.İ.B İslam ansiklopedisi II/553

[3] D.İ.B İslam Ansiklopedisi II/553–554

[4] D.İ.B İslam Ansiklopedisi II/554

[5] Ebû Cafer Ahmed b. Muhammed b. Selâme el-Ezdî,  Ahkamul-Kuran, ö.321, İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi ) 1995. mukaddime

[6]  Ebû Cafer Ahmed b. Muhammed b. Selâme el-Ezdî,  Ahkamul-Kuran, ö.321, İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi ) 1995, mukaddime


II. Karşılaştırmalı tefsir örneği

Konu ile ilgili olarak orucun farz kılındığı Bakara 183 ayetinin bazı Ahkamul-Kuranlardaki ve geleneksel tefsirlerdeki karşılaştırmalı olarak açıklamasını vermek istedik.

Metin

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

 

Geleneksel Tefsirler

 

1.     Taberî

 

يا أيها الذين آمنواyani ey Allaha ve resulüne iman edip onları ikrar ve tasdik edenler  كتب عليكم الصيام  oruç size farz kılındı.  الصيام       mastardır.   Birisi şundan ve şundan sıyam ettim dediğinde ondan kendimi menettim der. إني نذرت للرحمن صوما Meryem suresindeki 26 ayetindeki Allaha  sıyam adadım lafzı da  konuşmaktan kendimi alıkoymak için kendimi adadım demektir. Buradaki sıyam da konuşmaktan men ettim kendimi demektir.  كما كتب على الذين من قبلكم yani size de sizden öncekilere farz kılındığı gibi farz kılındı. Ebu Cafer şöyle dedi: sonra tevil ehli bu ayette Allahın ne kastettiği konusunda ihtilafa düştü. Acaba size de sizden öncekiler gibi farz kılındı derken nicelik, nitelik bakımından tıpatıp bir benzetmemi yapılmıştır. Yoksa sadece benzetilen mahiyet midir?...

 

2.     Beydâvî (ö.791)

 

يا أيها الذين آمنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم  Hz. Âdemden beri gelmiş geçmiş bütün peygamberlere ve ümmetlerine demektir. Burada hükmü kuvvetlendirme, eyleme teşvik ve kişiye hoş gösterme vardır. Oruç lügatte canın meylettiği şeylerden kendini tutma demektir. Istılahta ise gündüzün orucu bozacak şeylerden kaçınmak demektir. Çünkü nefis en çok bu vakitte canı günaha girmek ister. لعلكم تتقون ( takva kelimesini korunmak manasında çeviriyor ) günahlardan. Çünkü oruç günahların başlangıcı olan şehveti kırar. Resulullah ın a.s buyurduğu gibi “oruca devam et. Çünkü oruç kes(il)mektir”…[1]

 

3.      Keşşaf

(Ayeti sonraki ayetin sonuna kadar alıntıladıktan sonra ekliyor) Hz. Âdemden zamanınıza kadar gelmiş bütün ümmetlere ve peygamberlere farz kılındığı gibi. Veya oruç çok eski ve temel bir ibadettir. Şimdiye kadar bununla mükellef tutulan siz değilsiniz. " لعلكم تتقون " oruca devam ederek yada asaletinden yada önceden beri var olduğuna göstermiş olduğunuz hürmetle yada günahlardan (korunursunuz) çünkü oruçlu nefsine karşı daha dikkatli ve onu daha çok menedebilir.

 

Ahkamul kuran tefsirlerinden örnekler

 

1.     Cassâs

يا أيها الذين آمنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم لعلكم تتقون

Burada Allah c.c orucun farziyyetini gerekli kılıyor. Çünkü كتب عليكم kelamının manası “size farz kılınmıştır” demektir. Tıpkı bakara suresindeki  كتب عايكم القتال وهو كره لكم   Bakara 216 أن الصلاة كانت على المؤمنين كتابا موقوتا  Nisa 103 deki gibi. Bu ayette de denmek istenen “belirli vakitlerde farz kılındı” dır. Siyam sözlükte sıkıca tutmak manasına gelir. إني نذرت للرحمن صوما  Meryem 26. ayetindeki suskunluk kastedilmektedir. Konuşmaktan kendini alıkoymak-tutmak- savm olarak isimlendirilmiştir. … Istılahta yemek içmek ve bu manaya gelebilecek şeylerden, birleşmeden gündüz müddetince Allaha yakınlık amacıyla ya da farz olduğu gerekçesiyle kendini alıkoymak demektir. Bu mücmel (kapalı, açıklanması gerekli) bir lafızdır. Çünkü şer’î bir isim olup bir mana için konulmuş farziyyetin varlığı kesinleşmeden ve şeriatın bu konudaki emri gereğince anlaşılmadan (istikrar) ve dolayısıyla peygamber a.s nin bu konuda ne için konulmuş olduğuna dair bir beyanatı olmadan sözlükteki anlamıyla anlaşılacak gibi değildir.

Tefsir iki sayfa boyunca sürmektedir. Fakat biz bu kadarıyla iktifa ediyoruz.

 

2. Tahâvî

Ayeti sonrasındaki ayetle beraber zikrettikten sonra açıklamasına geçiyor.

Daha öncede belirttiğimiz gibi Tahâvî diğer tüm ahkâmı kuran yazarlarından farklı bir yaklaşım sergilemiş ve ayetlerin değil konuların tertibine riayet göstermiştir. İlk ele alındığında kitabının bir fıkıh kitabından farklı olduğu ancak kitap okunduğu zaman anlaşılabilir. Normal bir fıkıh kitabı ile Tahâvî’nin tefsirinin fihristi birbirinden farksızdır.

Allah c.c bu ayette orucu bize farz kıldığı gibi bizden öncekilere de farz kıldığını söylüyor. Sonra onun belirli günlerde olduğunu bize bildiriyor. Fakat bu günlerin ne olduğunu, kaç gün olduğunu burada bize açıklamıyor. Sonra başka bir yerde elçisinin dilinden bize açıklıyor.

Tahâvî  bu ayeti açıklamayıp arkasından gelen ayeti açıklamaya geçiyor. Daha sonra 70 kadar konu ile ilgili hadisi art arda zikrediyor.

 

3. İbnü’l-Arabî

 Müfessirimiz bu konuda farklı bir yaklaşım sergiliyor Ve ayeti devamındaki ayetle beraber değerlendirip meselelere ayırıcı bir metot izleyerek bu ayetlerde onaltı meselenin olduğunu söylüyor. Bunlar sırasıyla
1. كتب عليكم   başa alınmıştır.
2.
الصيام   kelimesinin sözlükte mutlak olarak tutma manasına geldiğinde kimsenin ihtilafı yoktur ve bu kelimenin başka manaya gelme ihtimali yoktur. Eğer bu söz özel bir söz olsaydı içerisinde genele hitaben bir söz olurdu daha önce namaz bahsinde geçtiği gibi. (müfessir burada hastan kasıt olarak şu ihtimalden bahsediyor. Size farz kılındı derken acaba başkasına farz kılınmadı mı ki. Hâlbuki oruç da namaz gibi bütün ümmetlerin mesul tutulduğu bir ibadetti.) Allah c.c daha sonra                         كتب  كما deyince bu onun tefsiri olmuştur.

3. من قبلكم كما كتب على الذين hakkında üç söz vardır. İlki onlar ehli kitaptır denilmiştir. İkincisi Hıristiyanlar üçüncüsü de tüm insanlardır denilmiştir. Fakat üçüncüsü sakıttır. Çünkü konuşmama şeklinde tutulan oruç bizden önceki ümmetlerde vardı. Bu sözün racii büyük ihtimalle bize en yakın olan Hıristiyanlara olmasıdır.

4. كما كتب benzetme yönü hakkındadır. Burada da üç ihtimalden bahsedilmektedir. Zaman, miktar ve nitelik ya da hepsi veyahut içlerinden herhangi ikisi. Eğer zamana râci'  ise rivayet edilir ki Hıristiyanlar ramazanı tutuyorlarmış. Zaman geçtikçe sıcak uzun günlerde ve soğuk kısa günlerde tutmak zorunda kalmışlar. Fakat onlar kendi görüşlerince gitmişler orucu orta günlere ertelemişler.

Eğer sayısına râci' ise bu konuda üç görüş vardır.

İlki, üç gün olduğu hakkındadır, başka bir görüşte İslam’ın başlangıcında bu kadar olduğu hakkındadır.

İkincisi, orucun Aşure günü olduğu hakkındadır. Sahihi Buhârî de rivayet edilir ki Resulullah a.s Medine’ye geldiğinde bazı insanları oruç tutarken buldu bunun sebebini sorunca bugün Allah Musa a.s yi kurtardı ve firavunu boğdu cevabını almıştır. Bunun üzerine peygamber a.s biz Musa ya sizden daha layığız buyurmuş ve bugünde oruç tutulmasını emretmiş ve kendiside oruç tutmuştur. Daha sonra ramazan ayı orucu inince “bu aşure günüdür. Allah bugün size hiçbir şey farz kılmamıştır. Dileyen oruç tutsun dileyen iftar etsin.”

Üçüncüsü, daha önce Hıristiyanların mesul tutulup sonra Hıristiyanların değiştirdikleri üzere 30 gün olduğuna dairdir.

Eğer bu benzetme niteliğe dair ise nebi a.s den şöyle rivayet edilmiştir. Kim yalan sözü ve sahtekârlığı bırakmazsa Allahın kimsenin yemesini içmesini kesmesine ihtiyacı yoktur.

5. لعلكم تتقون sözü hakkında üç görüş vardır.

İlki, size haram kılınan fiillerden (sakınırsınız)

İkincisi, bu sözün zayıflar ve korunursunuz manasına geldiği yönündedir. Çünkü insan yemeği azalttığında şehvet zayıflar ve şehvet zayıfladığında da günahlar azalır.

Üçüncüsü, sizden öncekilerin yaptıkları hatalardan korunursunuz yönündedir. Yine rivayet edilir ki Hıristiyanlar ramazan günlerini orta halli günlerle değiştirmişler ve kefaret olarak da on gün artırmışlardır.

Burada hepsi sahihtir. Birinci ve üçüncü hakikattir. İkinci mecazı hasendir. Birinci ve ikinci isyankârlık, üçüncü küfürdür. …

 

III. SONUÇ

 

Normal tertip ile tefsir yazmak yerine kuran hükümlerine dair tefsir yazmak ilk başta bir kaçamakmış gibi kulağa gelebilir. Fakat incelediğimiz kadar bu tür tefsir yazarların ciltli tefsir yazan âlimlerimizden çalışma yönünden hiç de aşağı kalmadığını gördük. Bir müfessir temsil ettiği ekolün gereklerince rivayet ya da dirayet tefsiri ortaya koyabilir. Fakat ahkâm tefsiri yazmak her zaman daha geniş bir çerçeveden daha ince bir bakış açısıyla bakmaktır. Çünkü hukuk alanı yoruma pek de o kadar müsait bir alan değildir. Hele de söz konusu Allahın gönderdiği kitaptaki hukuk esasları olunca konunun ne kadar ciddiyet ve sorumluluk gerektiren bir çaba olduğunu takdirlerinize sunuyoruz. Netice olarak şu hususlar öne çıkmıştır.

 

A. Ahkamul kuranlar bir ihtiyaca binaen hususi olarak bir uğraş alanı olarak tarihte kendine yer bulmuştur.

 

B.  Ahkamul kuran yazımı normal tefsirlerden farklı olmakla birlikte kendi aralarında da tekdüzelikten bahsetme imkânımız yoktur. Burada müfessirin tercihleri metotta belirleyici olmuştur.

 

C. Ahkamul kuranlarda amaç kurandan çok onun ahkâmı olmuştur. Dolayısıyla bazı Ahkamul kuranları tefsir ya da hadis kitabı kategorisine koymak pek kolay bir uğraş olmasa gerektir.



[1] Beydavi, Envarut tenzil ve Esrarut tevil Darul Kutubul İlmiyye Beyrut Lübnan I/ 104

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !